Film Festivali

18 Aralık 2007

Festival başlamışta bitiyor. Neyseki iki gün kalası da olsa bu bihaberliğime bir son vermiş bulunmaktayım. Ne yapıp etmeliyim yarın öğleden sonra. Kendimi Beyoğlu Alkazar sinemasına atmalıyım. Malumunuz yarın yarım gün ders yapılacak. Öğleden sonra alışveriş filan yapacakta değilim hani. Çoluk çocuk gelir diye geçen bayramda aldığım çukulatalar hala duruyor vestiyerde. Gelirlerse bol bol ikram ederim. Duruma binayen hayli zamanım olacak gibi görünüyor ve ben en azından bir filmi izlemeliyim. Festivalin resmi sitesinden hemen programımı yaptım. Head under water (Sudaki Kan) adlı filmi seçtim kendime. Konusu itibariyle öğrenci öğretmen okul gerilimini işleyen bir alman filmi. Eh ne diyelim bu saatten sonra çokta seçici olamazdım. En azından hasılı olduğum bir mevzuuya dayadım sırtımı.

Gönderen ky 1 yorum var

Okulda Sivil Kıyafet

27 Kasım 2007

Sabah 09.00’dan beri ayaktayım. Münazara yöneticisi olarak görevlendirildim. Sözüm ona baş münazaracı olarak. Ben görmeyeli öğrencilere bir hal olmuş, iki kelimeyi yan yana getirip konuşamıyorlar. Bir sıkıldım, bir sıkıldım sormayın. Arada münazaraları kesip şöyle olmalı, böyle olmalı diye çocuklara çıkışıyorum. Yok, hiç ümit yok. Hani neredeyse birileri sahne de kapışsa bir hareket olsa buna bile sevineceğim. Haliyle edebiyat öğretmenlerine söylenmeye başladım. Bak dedim münazarayı anlatamamışlar çocuklara. Öğlene kadar sürdü bu işkence. Ah diyorum nerede geçen yılki çocuklar. İstanbul il genelinde yarışmada ilk sekize kalmışlardı. Ondan sonra ÖSS filan uğruna daha ileriye gidememişlerdi. Onlara bile kızıp döken ben, şimdi elimdeki malzemelerle efsane yaratmayı umuyorum. Nafile. Bir arkadaşım çıtayı yükselttiğimi söylüyor, aslında geçen yılkilerinde böyle başladığını. Hocam göreceksin diyor içlerinden birkaç tane çıkar. Olsun diyorum yeni sınıflar geliyor başlıyorlar münazaraya. Yok yok yok olmuyor. Beklediğim öğrenciler bunlar değil. İçeri girse yüzünden, gözlerinden tanıyacağım onları ama yoklar. Onların yerine sınıfın en usluları, en ağırbaşlıları gelip gidiyor. Bana hayta lazım. Bir bakan yürek yakan.

Saat 14.00 olmuş çoktan. Hocam daha yorulmadın mı diyen bir sesle kendime geliyorum. Bu nöbetçi öğretmenin sesi. Yok diyorum ne yorulacağım sabahtan beri miskinler gibi uyuyorum. Yok mu elinizde iyisinden iki sınıf, bir yarışma daha yaptırıp öyle gideyim. Bekle diyor olmaz mı?

Nöbetçi arkadaş boş dersi olan bütün sınıfları toplantı salonuna indiriyor. Salon da ayakta duracak yer yok. Anlaşılan yine çocukları başıma topluyorlar, boşta duracaklarına.

İçeri ilk yarışmacı grup giriyor. Yanlarında okul kıyafetleri olan bir modelle. Bu arada münazara konusunu da söyleyim. Okulda resmi kıyafet mi başarıyı getirir yoksa sivil kıyafet mi? Ben olurumda konu başka bir konu olabilir mi? Mümkün mü? Bu ilk gelenler son sınıf öğrencisi. Bir hayli kendilerinden emin görünüyorlar. Belli çalışmışlar, hazırlanmışlar. Nihayet dedim bir şeyler olacak ama içeri giren diğer grubu görünce, eyvah dedim yine başlıyor aynı şeyler. Yeni gelenlerin boyları 1.50 ya var ya da yok. O kadar ürkekler ki sanki birazdan aslanlarla dolu bir arenaya atılacaklar. Yanlarında bir iki kâğıtta getirmişler. Üstelik bir de okulda sivil kıyafetin başarıyı getireceğini savunacaklar. Diğer grup bu ufak tefek çocukları görünce biraz daha emin bir havaya büründü. Yarışmayı başlatmadan önce diğerlerine sezdirmeden - bu nasıl mümkünse- çocukların yanına gittim. Bir hazırlıkları var mı onu kontrol edeceğim. Pekte emin olamasam da bir şeyler yapacaklarına kanaat getirdim.

İlk konuşmayı son sınıflar yaptı. Beklediğim gibi hazırladıkları kâğıttan okuyarak başladılar. Bir yerlerden aşırılmış bir kompozisyon gibiydi. Konuya hâkimdiler. Jüriyi de etkilemeyi başardılar hani. Sıra 9. sınıflara geldiğinde temkinliydim. Daha ilk konuşmacıları konuşmaya başlamadan, TRT spikeri edasıyla salondakilerden moral alkışı istedim. Alkışladılar. Aralarından bir kız çocuğu kalktı ilk konuşmayı yapmak üzere. Biraz titrer gibiydi, üzerinde eşofman vardı. Belli sivil kıyafeti vurgulamak üzere giyinmişti onları da. Ve konuşmaya başladı.

Salonda çıt yok. Herkes o küçük kızın konuşmasına dikkat kesilmiş. Herkes şaşkın. O ne konuşma öyle uğraşsam o kadar etkili, düzgün konuşamam. Hele o mimikler jestler yok mu? 5 dakika nasıl geçti bilemedim. O kadar güzel anlattı ki okullarda sivil kıyafet giyinmeyi. Açık toplumcular olsa kızı hemen bünyesine katacaklar. Hakikaten dedim bir ara şu sivil kıyafet uygulamasına bir el atsak. Konuşmasını nazikçe, tevazu içinde bitirdiğinde, salon bir alkış bir nümayiş ki hiç sormayın. Susturup yarışmayı devam ettirebilmek için neler çektim. Bu arada 11. sınıflara döndüm. argo deyimle dumura uğramış olacaklarını bekliyordum. Hayır, pek etkilenmemişe benziyorlardı. Ya da bu ilk salvoyu atlatmışlardı. İşler iyice kızışıyordu.

İlk grup tekrar sözü aldı. Bu sefer eskisinden daha agresif bir tutum içindeydiler. Bildikleri kullanabilecekleri bütün açılımları denedi, ikinci konuşmacıları. Konuşmasını bitirdiğinde şöyle bir rahatlayıp geriye doğru yaslandı. O kadar başarılıydı ki, salondaki seyirciler desteklemekte geri kalmadılar. Bu arada aralarında fısıldaşıp, hadi bakalım bu bir kişiyle olmaz diğerlerini de görelim der gibiydiler. Katılmamak mümkün değildi. Sivil kıyafeti savunanların yani bizim ufak çocukların ikinci konuşmacısını takdim ederken, aynı endişeyi bende taşımaktaydım. Çünkü içlerindeki en kısa boylu, en çocuk yüzlü olanıydı bu. Lise öğrencisi olduğunu ispatlamak için bir kaç şahidi hazır bulundurmak gerekirdi. Gözlerime baktı başlayabilir miyim der gibi. Sevecen bir ifadeyle göz kırptım. Ayağa kalktı ve konuşmaya başladı.

Rakip öğrencilerin yerinde olmak istemezdim. Mavzer gibi sıralamaya başladı düşüncelerini. Karşı grubu çürüttü ilk önce. Sözlükten sivil ve resminin tanımını okudu. Üniformanın tarihini anlattı sonra. Öyle bir kaptırmıştı ki kendini. Üniforma için diktatörlük kalıntısı bile dedi. Alkışlar ve tezahüratlarla kesilmese konuşması, kim bilir daha neler söyleyecekti. Bitirdiğinde çaktırmadan göz ucuyla son sınıflara baktım. O eski gururlu hallerinden eser bile yoktu. Yine de bir umut aralarında 3. konuşmacılarının neler söyleyebileceğini konuşuyorlardı. İhtiyatlıydılar. En ağır toplarını son konuşmacıya saklamışlardı. Son konuşmacıyı bende tanıyordum. Gerçektende okulun en faal öğrencilerindendi. Bazı öğrenciler vardır. Her temsilde görev alırlar. Şiir okurlar, şarkı söylerler, trampet çalarlar işte bu onlardan. Belki dedim içimden bu canavar her şeyi toparlar. Yerle bir olan karizmalarını kurtarırlar. Yanılmamışım öyle bir konuşmaya başladı ki salondaki rüzgâr birden tersine dönüverdi. Şöyle bir ara jürideki arkadaşlarla göz göze geldim. İşimiz zor gibi baktılar. Hallerinden, bu durumdan benim gibi keyif aldıkları belliydi. Bu denli heyecanı yüksek bir münazarayı kimse beklemiyordu, öğrencilerde dâhil bu anın keyfini çıkarmaya başlamıştık. Bir ara salon tribüne dönüşmeye başlayınca. Otoriter kimliğimi dönmek zorunda kaldım. Bu arada son sınıfların 3. konuşmacısı beraberinde getirdiği, üzerinde okul resmi kıyafetinin bulunduğu modeli, çoktan sahneye taşımıştı bile. Sunumu o kadar etkiliydi ki. Profesyonel röprezantlara dahi taş çıkartırdı.

Ufaklıklardan son konuşmacıya gelmişti sıra. Bir kez daha çekirge sıçrar mıydı hepimiz bunu bekliyorduk. Ufaklıkların en heyecanlısıydı bu kız çocuğu. Yanakları kıpkırmızıydı. Nedense hiç kaygıya kapılmadım. Bütün o gördüklerimden sonra. Ve…

Çekirge bir kez daha zıpladı. Hem de ne zıplama. Sahneye öyle bir çıktı ki Sanırsınız mahallede birileri tiyatro kursu veriyor. Yürüyüşü, karşı gruba bakışı, jüriye dönerek onları ikna etmeye çalışması, seyircilere dönerek kendi düşüncelerine katmak için yaptığı hareketler. Bu kadar olur. Tam konuşmasını bitirecek dediğim anda asıl sürprizini patlattı. Biraz önce ki konuşmacının getirdiği modelin başına gitti. İlk önce kravatını aşağı indirdi. Sonra gömleğini dışarı çıkardı. Kollarını sıvazladı. Bakın dedi işte buyuz. Ne kadar da nefret ediyoruz bu resmi kıyafetten. O an bir kamerayla bu olanı biteni, bu deneyimi kayıt altına almadığıma bin pişman oldum. Konuşmasını bitirip yerine doğru hareketlendiğinde, salondaki öğrenciler ayakta alkışlıyorlardı.

Burada bittiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kapanış konuşmalarını yapmak üzere ilk konuşmacılar tekrar sahneye geldiler sırasıyla. Hükümet grubu yani resmi kıyafeti savunan çocuklar adına konuşan erkek öğrenci. Beklenmedik o hamleyi yaptı. Sözü öyle bir yere getirdi ki. Salondaki ses birden kesildi. Bu son çırpınışlarıydı. Eğer dedi herkes istediği kıyafetle gelirse okula; laikliği nasıl yaşatacağız. Salona birden bire politik bir hava hakim oldu. Bende dâhil jüri üyeleri neler oluyor der gibi bakındık. Muhalefet grubunun konuşmacısı konuşmaya başladığında bu gerilimli atmosfer yerini gülüşmeler bıraktı. Sempatik tavırlarıyla öyle bir kapanış yaptı ki bizde nasibimizi aldık münazaradan. Öğretmenler dedi cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür yeni nesiller bekler.

Jüri puanlamayı yaparken fırsat bu fırsat bir kez daha alkışlattım her iki grubu. Hepsini tebrik ettim. Aslında her iki tarafın da kazandığını söyledim onlara.

Ve puanlamayı alıyorum jüriden. Salondan hiç ses çıkmıyor. Herkes bana odaklanmış, Kazananın hangisi olduğunu bekliyorlar. Elime geçmişler bir kere hemencecik söyler miyim, uzattıkça uzatıyorum konuşmayı. Baktım uğultular çoğalıyor okumaya başlıyorum kâğıttaki rakamları. Resmi kıyafeti savunan grup sekiz yüz on iki. Sivil kıyafeti savunan grup dokuz yüz… cümlemi tamamlamaya kalmadan, bütün salon bizim ufaklıklara doğru koşuyor. O kadar seviniyorlar ki uzun zamandır böyle coşkulu bir ortam görmediğimi söyleyebilirim.

Bense kalabalıktan sıyrılıp, kaybeden çocukların yanında alıyorum soluğu. Sonra nasıl oluyorsa bizim ufaklıklar beliriyorlar yanımda. Yok artık diyorum şimdi gelip ağabeylerinin, ablalarını gönlünü alacaklar. Alıyorlar da, tüm şirinlikleriyle.

Son anda kaybeden çocuklardan birisi kulağıma fısıldıyor. Hocam, hiç kimseye anlatmayacaksınız değil mi?

Gönderen ky 0 yorum var

Şokali

26 Kasım 2007

Öğretmenler gününde ne hediye aldınız bilmem ama bugün aldığım hediye diğerlerinde oldukça farklıydı. Aslında pek fazla hediye olayı da olmadı hani. Pek iyimser olmayacağım. Çocuklar unutmuştur, harçlıkları yoktur demeyeceğim ya da eskiden öğrenciler.... diye süreğen cümleler kurmayacam.

Tam ümidi kesmiştim işte. İçimden bu hain talebeler bizi unuttu diye geçirirken karşıma çıktı. Ellerini arkadan kavuşturmuş, belli birşey saklar vaziyette durdu karşımda. Şaşkınlığı mı saklayamadım ilk anda. Bütün o soğuk kanlılığım gitti. Şımartılmayı bekleyen bir çocuk gibi kalakaldım. Bu halim üzere kendimle cebelleşirken. Beğenmezseniz çok kırılırım dediğini duyar gibi oldum. Kendi elleriyle yaptığını söyledi peşinden. Hadi ama dedim çok beğeneceğime emin olabilirsin. Çekinerekte olsa sakladığı şeyi bana doğru uzattı. O anki duygularımı tasavvur etmemi beklemeyin. Birazda bende kalsın o anın tadı. Mısır koçanından bir bebekti karşımda duran. Başka bir zaman olsa sevincimi o kadar belli etmezdim. Ettim. Sevincim her halimle görünüyordu. Buna bir ad ver dedim oldu olacak. Aslında dedi bir adı var. Bizim oralarda Şokali derler mısırın koçanına.

Gönderen ky 2 yorum var

Hala Orada mısınız?

15 Kasım 2007

Geldim ya da geri döndüm ne farkeder. Tamda bıraktığım yerden başlayabilirim artık. Ne çok özlemişim bir bilseniz. Okul bahçesine henüz adım attım. Bildik bir güvenle yürüdüm öğrencilerin arasından. Başka bir yerde yaşayamazmışım gibi birşey tüm bu olanlar. Merdivenleri çıktım yine hızlı adımlarla. Önüme gelen ilk sınıfa daldım. Ben yokken neler olmuş neler. Anlatacak çok şey var yine. Bilmem nereden başlasam. Hangi birini anlatsam. Daha önümde çok yıllar var ama aceleye gerek yok. Şimdilik öğretmen odasının penceresinden bir mavzer gibi seyrediyorum herşeyi. Birazdan kaybolacağım emin olun çocukların arasında. Onların gözüyle bakacağım tekrar dünyaya.
Geri döndüm, kaç kişiyi ilgilendirir bilemiyorum bu özbildirim.

Gönderen ky 4 yorum var

İstanbul Şiir Dinletisi

30 Mayıs 2007

Şiir ve istanbul için söylenebilecek çok söz var.
Açın bakın kitaplara, antolojilere.
İstanbulla ilgili bir dolu şiire ulaşırsınız.
Bilsenizde merak edersiniz, aynı şiiri defalarca okumanın esrikliği bir başka ortaya çıkar her defasında.
Pekte bu ayrıma varmadan panolarla bezeli, ağır, karanlık bir koridordan dinletinin yapıldığı salona ulaştım. Slayt gösterisinin etrafı biraz da olsa aydınlatan ışığı olmasa bir yer bulup oturmakta güçlük çekecektim.
İçerisi abartılı bir cümleyle hınca hınç doluydu. Bu kadar şiirsever öğrenciyi bir arada görmek, işin içinde demokratik bir zorlamanın olduğunu aklıma getirince gülümsedim.
Daha mekana alışma fırsatı bulamadan. Sahnede bir öğrenci belirdi. Heyecanlı, titrek, sesiyle sıradaki şiirini okumaya başladı.
"İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,İstanbul..."
Sanırım şansına Necip Fazıl düşmüştü kızımızın.
Derken bir başka öğrenci belirdi perdenin arasından; o kadar kendini kaptırmıştı ki onun bu heyecanlı halini izlerken şiirin son iki mısrasını yakalayalbildim
"Göklere yükseliyor Sinan`ın eserleri.
Bir rüya gibi hala İstanbul`un her yeri."
Neyseki açıkladılar kim ait olduğunu yoksa merağımdan çatlardım. Nizami Sunguroğlu.
Olsun dedim olsun. Sanki bir radyo istek hattını dinler gibi sıradaki benim için olsun. Şansıma ne mi çıktı dersiniz.
"Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...
Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!"
Eyvah dedim, yanlış bir zamanda yanlış bir mekandayım yine. Meğer istanbul'un fethi anısına düzenleniyormuş etkinlik. Olsun dedim bir kez daha vatan sağolsun.
Ardı arkasına, sözümona hatiplerimiz şiirlerini okudukça, oradaki öğrenci güruhuyla fenalık getirdik. İmdadımıza Münir Nurettin Selçuk yetişti. Salonda birden bire o buğulu sesi belirdi.
" Sana dün bir tepeden baktım aziz Istanbul"
Ders kitaplarında milliyetçiliğinin temizlendiği şu günlerde (!) Acaba şiirimizden de milliyetçiliği temizlesek mi demekten kendimi alıkoyamadım.
Günü kurtaran parkalı bir gencin sahneye çıkması oldu. Emindim, adım gibi biliyordum, duruşundan, bakışından anladım bunda bir hinlik, bir uslanmazlık, bir asilik olduğunu. Kalın gür hatta davudi sesiyle (bana öyle geldi belki de) sonradan öğrendiğim program dışı şiirini okumaya başladı.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünürüm
İstanbul..
Şiirin tamamının okunduğunu büyük bir alkış tufanının koptuğunu söylemek isterdim. Olmadı elbette. Göbekli, saçları hafifçe dökülmüş ön sıradan kalkan amcamız. Tabir yerindeyse bir anadolu kurnazlığıyla, paniğe mahal vermeden anfinin fişini çıkardı.
Ne olup bittiğini anlamaya çalışan talebe arkadaşların merakla olay yerine intikal etmesi. İşin içinden çıkılmaz bir durumu doğurdu berberinde.
Tüm bunlar olurken, çocuk büyük bir inançla şiirini okumaya devam ediyordu. Son anda "bekle bizi İstanbul" dediğini duyar gibi oldum, iki kişi tarafından kulise götürülmeye çalışılırken.

Gönderen ky 0 yorum var

Okul Monologları


İçeri gidriğinde mahçuptu, ezikti. Yanında iki çocuğuyla masaya doğru yaklaştı. Yutkundu önce. Az sonra söyleyeciklerini ayar etti. İçeride tam anlamıyla bir sessizlik oluştu, böyle bir anda başka ne beklenebilirdi ki. Bu sessizlik belli ki konuşmacının işine pek yaramayacaktı. Ben dedi ben bu iki çocuğun... cümlesini tamamlamasına müsaade etmeden hoşgeldiniz dedim. Birazda onu bu dayanamayacağını düşündüğüm durumdan kurtarmak için...

Yer gösterdim, acıyla bükülerek oturdu. Daha fazla ayakta duramayacağına öylesine emindim ki. Aynı sıkıntının bende de baş göstermesi fazla gecikmedi. Biraz önceki güvenli davranışım hızla terketti bedenimi. Ne de olsa yıl sonuydu. Reddetmek için çok uğraşacağım ama her defasında kabul etmeye kendimi ikna edeceğim bir istekle karşı karşıya kalacaktım... Öyle de oldu.


Gönderen ky 1 yorum var

Günün Sözü

Türkiye'nin problemi eğitimsizlik değildir. Aksine, oldukça sıkı bir eğitim almış olmaktır temel problemimiz. Tam da milli eğitim tezgahından geçtiğimiz için bütün dünya algımız dumura uğramış durumda.
Murat Belge

Gönderen ky 0 yorum var

Darüşşafaka Öğrenci Alıyor

26 Mayıs 2007

Daha yakından biligi edinmek için Tıklayınız.

Gönderen ky 0 yorum var

Küba'da Eğitim

15 Şubat 2007

Hoş, ülkemizdeki eğitimi çözdükte bir de Küba kalmadı demeyin.
Ne yapın edin bir yolunu bulun eğer yolunuz taksime düşerse; Küba Büyükelçisi Ernesto Gómez Abascal’ın düzenleyeceği seminere katılın. Görelim nasıl eylemişler. Unuttuğumuz eğitim değerlerini hatırlarız hiç olmazsa. Omadı başka ülkelerde ne edermiş bu öğretmenler bu öğrenciler onu öğreniriz.
Tarih: 17.02.2007 Cumartesi Saat: 16:00
Tel: 0212-244-35-09
Yer: Küba Dostluk Derneği
Tomtom Mahallesi Eski Çicekçi Sokak
No: 5/3İstiklal Caddesi –Beyoğlu
(Taksim Meydani’ndan Tunel’e dogru St. Antuan Klisesi’ni gectikten sonra soldaki ilk sokak)

Gönderen ky 0 yorum var

Uzman Öğretmen

09 Şubat 2007

Sevgili Uzman(!) Öğretmenim Seni uzmanlıkla ödüllendirdikleri bugün, Ocak ayı maaşına, artı uzmanlık ücretin yansıyacak. Güle güle harca öğretmenim. Ve artik sen uzmansın. Peki, düne kadar aslında sen uzman değil miydin? Biz seni hep uzman olarak görmüştük oysaki… Çünkü bu malum koşullarda öğretmen olmak, baslı basına bir uzmanlıktır zaten. Bilgilerinle uzman olduğun kadar, eğitimin metalaştırılmaya, biz öğretmenlerin de piyasanın koşullarına göre köleleştirilmeye çalışıldığı günümüzde toplumun bir adim ilerisinde olan - olması gereken; öğrencisinden ilgi ve sevgisini esirgemeyen bir gönül savaşçısı değil miydin? Elinde tebeşirinden ve onurundan başka silahı olmayan bir eğitim neferi?... Öyle değil miydin öğretmenim?

O zaman sana ne vaat ettiler de kendini sınattırdın? Bir "apolet" mi? Buysa senin bu yarışa girmene sebep olan, artik bir apoletin var. Ama bu apoletlerin karsına hangi yükümlülükleri getirdiğini görmek ister misin öğretmenim?

1) Öncelikle eğitimi ticarileştirmek, öğrencini, 'sevgili öğrencini' müşterileştirmek istiyorlar. Bu müşteriyi de 'memnun etmek', öncelikle senin görevindir artik. Neden mi? Çünkü bu ticarileşmeye karsı olan çoğunluk bu sınava girmeyi reddetti, 'apolet değil, onurlu bir gelecek' istedi. Öyleyse kabul eden azınlık, bundan böyle "müşteri memnuniyeti" için gece-gündüz çalışacak. Yani sen öğretmenim.. 60 (veya 80) YTL için, 'sevgili öğrencini' karsına alacak, onun kanını emmek isteyen tüccar zihniyetli patronların safında yer alacaksın.

2) 600 bin öğretmeniz seninle… oran olarak kaç öğretmene apolet verdiler biliyor musun? Ayırdıkları kontenjanı asla dolduramadılar. Çünkü öğretmenler protesto ettiler. Çünkü öğretmenler bu tuzağı gördüler ve buna alet olmadılar.. Ama alet olan azınlıktasın sen, olsun. Belki sesimiz ulaşmadı sana, bu bizim suçumuz, senin değil. Ama sesimiz şimdi ulaşıyorsa, olacakları gör öğretmenim; Okulunda Toplam Kalite Yönetimi (TKY) ekipleri oluşturulacak. Amaç, yine aynı: eğitimi ticarileştirmek. Senin okulun bir 'ticarethane', öğrencin de bir 'müşteri' olsun diye.. Ve senden bu verimi, yani 'kârı' arttırmak için, gece-gündüz "beyin fırtınası" yapmanı isteyecekler. Buna itiraz etmeye kalkışırsan, 'dur bakalım, biz sana apolet verdik, artık bir uzmansın ve bu isi yapacaksın' diyecekler. Yetmedi, 'kalite çemberinde' devamlı sınanacaksın. TKY'nin kalite çemberinde 'zayıf halka' düşer, yani öğretmenlikten atılır. Ama dikkat, bütün gözler üzerinde, senin zayıf halka olmaman gerekir. Çünkü uzmanlığın şanına yakışmaz. O zaman ne yapacaksın öğretmenim? Bir arkadaşının, ayni mesaiyi paylaştığın bir eğitim emekçisinin ayağını kaydırmaya bakacaksın. Evet, kıyasıya rekabet. Zaten apolet dağıtma, bir rekabet yaratma değil miydi? Bizi birbirimize düşürme planının ta kendisi olduğunu yoksa fark etmedin mi öğretmenim?

3) Ve bu birilerinin ayağını kaydırma ve kendini kabul ettirme çabasının sonunda, performansın ölçülecek. Biliyor musun, verdiğimiz onca mücadeleden dolayı performans olçum sistemini bir turlu hayata geçiremiyorlardı ki, sen simdi buna imkân sağladın. Çünkü 'düz öğretmen', 'uzman öğretmen', 'başöğretmen' ayırımı var artik. 'Düz öğretmen' olarak ben "bu tuzağınıza düşmem, performansımı da ölçtürmem" desem de, en azından apolet dağıttıkları öğretmenlerin performansını ölçeceklerdir ki, buna hakları var. Çünkü mesai arkadaşlarınla aynı işi yaptigin halde sana fazladan 60–80 YTL ödüyorlar. Bu yüzden itiraz etmeye hakkın olmayacak. Ve daha da kötüsü nedir, biliyor musun öğretmenim? Ayni isi yapıp senden az maaş olan yanı basındaki arkadaşların da seni savunamayacaklar. İste bizim korktuğumuz, onların ise tek istediği bu.Yani sevgili uzman öğretmenim, belki bilerek, belki de bilmeyerek hem kendine, hem de bize çok büyük bir kötülük ettin. Dahası, eğitimdeki kârdan ağızları sulanan liberal beylerin işini yürütüyor olmaktan dolayı büyük bir yıkıma sebep olmak üzeresin. Fakat "geriye donup çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?" duygusu, biz öğretmenlerin peşini hiçbir zaman bırakmaz öğretmenim. İşte bu yüzden diyoruz ki; meslek onurumuz için, çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için hala birlikte yapacak bir şeylerimiz var: Sen Uzman öğretmenim, başöğretmenim ve sevgili öğretmenlerim, gelin " eşit ise eşit ücret" ilkesini savunalım, bu ayırımcılığın bedeli olan 60 YTL’ yi ret edelim. Gelin onurumuz için, hep birlikte apoletleri söküp atalım…
Yazan: Hamide Yiğit www.sendika.org

Gönderen ky 0 yorum var

Da Vinci Sergisi

08 Şubat 2007

Hatırlarsınız kasım-aralık aylarında Rahmi M. Koç müzesinde The Genuis of Leanardo adlı bir sergi vardı. Yani başka bir deyişle bütün çabalarımıza rağmen okul olarak katılamadığımız sergi. Nedendir bilinmez özel okulların tümüyle katıldığı bu sergiye bir türlü rezarvasyon yaptıramamıştık. Herneyse deyip geçmek isterdim ama olmuyor işte .
Belki telafi olur diye British Library'nin sitesinde bulduğum şu programı önermek istiyorum. Turning the Pages. Sadece Leanardo değil bir dolu eski (yazma)yı bulup görebileceğiniz, mükemmel bir çalışma. Hatta Memluklu sultanı Baybars'ın hazırlattığı el yazması bir kur'an da bulabileceğiniz çalışmalardan biri. Yalnız sisteminizde macromedia shockwave programının kurulu olması gerekiyor.

Gönderen ky 0 yorum var

Kütüphane

07 Şubat 2007

Eğitim ve kütüphane birbirinden ayrılmaz ve bölünmez kavramlardır. Öyle ki bu iki kavramdan biri yok olduğu zaman diğerinin de yaşaması mümkün değildir. Okul kütüphaneleri tıpkı üniversite kütüphaneleri ve halk kütüphaneleri gibi eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Amerika’da ilköğretim ve liselerde yapılan bir araştırma buna örnek olarak verilebilir. İyi bir kütüphanesi ve kütüphanecisi olan okullarda okuyan öğrencilerin, ülke çapında yapılan standart testlerde okul kütüphanesi olmayan okullarda okuyan öğrencilere göre daha iyi sonuçlar aldıkları görülmüştür.

Günümüzde okul kütüphaneleri sadece ders çalışılan ve ödevlerin yapıldığı hikaye, roman ve diğer eserlerin okunduğu bilgi merkezleri değillerdir. Bu kütüphaneler, bilgi toplumunun bireyi olan öğrencilerin yeni teknolojileri tanımalarını ve başarıyla kullanmalarına imkan sağlayan, okulların öğretim programında belirtilen eğitimsel amaçları destekleyen, öğrencilerin yaşam boyu öğrenme becerilerini kazanmalarına yardımcı olan kurumlardır.

Hızlı gelişen teknoloji ve bilgi toplumu elektronik ortamda bilgiye erişim, elektronik kitap ve dergilerin kullanımının artması, tam metin veri tabanlarının yaygınlaşması ile artık okul kütüphaneleri Kütüphane ve Medya Merkezi olarak, okul kütüphanecileri ise Kütüphane ve Medya Merkezi Uzm
anı olarak anılmaya başlanmıştır. Kütüphane ve medya uzmanı okuldaki herkesle birlikte çalışan, diğer kütüphanelerle bağlantı kuran, okul kütüphanesinin planlamasından sorumlu olarak görevini mümkün olduğunca iyi yapan mesleki uzmanlık niteliklerine sahip görevlidir. Kütüphane ve Medya uzmanı görevlerini yerine getirebilmek için öğretmenler, yöneticiler ve öğrencilerle sıkı ilişki içinde olmalı ve bütün eğitim programlarının içinde yer almalıdır. Kütüphane ve Medya merkezleri elektronik ortamdaki çok çeşitli, karmaşık ve düzensiz bilginin düzenli hale getirilerek sunulmasını, gelişen teknoloji sonucu oluşan kaynakların sadece medya merkezinde değil, sınıflarda eğitim ve öğretim programının içinde kullanılmasını sağlamalıdır.

Yaşam boyu eğitimin ön plana çıktığı, bilgi teknolojilerinin günlük yaşamın parçası haline geldiği bilgi toplumunda eğitimin hedefi, evrensel düşünebilen, etnik ve ulusal sınırlar içinde kalmayan, her türlü bilgiyi, kuralı değeri sürekli sorgulayan, sorunlara çözüm üreten, uzlaşmacı hoşgörülü ve özgürlükten yana olan, boyun eğmeyen insanı seven onların haklarını savunabilen doğayı koruyan demokrasiyi benimseyen, görev ve sorumluluktan kaçmayan, hakkını arayabilen ekip halinde çalışabilen yaratıcı olan bilim, sanat, felsefe ve sporla uğraşabilen, kendini sürekli yenileyip geliştirilebilen, barışı savunan bireyler yetiştirmektir.

Bu bilgilerin ışığı doğrultusunda belirli konuları öğrenme yerine "öğrenmeyi öğrenmek" ve "bireysel öğrenmenin" eğitim sürecinin temelini oluşturduğu okullarda okul kütüphanecilerinin görevi öğrencilere teknolojiyi kullanarak istedikleri bilgiye ulaşmalarının yanında etkili araştırma yapabilme, analiz edebilme, sentez yapabilme ve u
laştıkları bilgileri değerlendirebilmede yardımcı olmaktır.

Kütüphane ve medya uzmanı öğrenciye bilginin değişik yönlerini, kişiye nasıl fayda sağlayacağını öğretmek zorundadır. Bireyler bilgi okuryazarlığı eğitimini en iyi küçük yaşlarda ilköğretim çağında alırlar. Kütüphaneleri besleyen en büyük kaynak öğrencilerin saf, meraklı, herşeyi öğrenmeye ve denemeye açık beyinleridir.

Öğretmenler ve kütüphaneciler genç beyinlere bu yaşta bilgileri damıtarak
aktararak bilgi okuryazarı bireylerin yavaş yavaş büyümesine ve gelişmesine zemin hazırlarlar. Bilgi okuryazarı olan öğrenciler bilgiye ne zaman ihtiyaç duyacaklarını bilgiyi nereden bulacaklarını ve nasıl kullanacaklarını bilen kişilerdir.

Okul kütüphanelerinin günümüzde en büyük savaşı internetle olmaktadır. Yüzyılın harikası olarak anılan internet dünyada ve Türkiye’de hızla yayılırken kütüphaneler de bu değişimin dışında kalmamaya çalışmaktadır. Internet varken internette bu kadar çok bilgi varken okul kütüphanelerine hala ihtiyacamız var mı? sorusuna cevabımız evettir. E-maillerimiz var ama hala telefonla konuşuy
oruz ya da kişisel bilgisayarlarımızda hepimizin hesap makinaları var ama bir muhasebe bölümüne ihtiyaç hala duyuyoruz, dil sözlüklerimiz var ama yine de Türkçe, İngilizce öğretmenlerine ihtiyacımız var. Hala kütüphanecilere ihtiyacımız var. Çünkü ""herşey"" internette yoktur. Google gibi arama motorları elektronik kütüphane kurma yolunda adımlar adımlar atmış olsalar bile internet üzerindeki yayınların geçmişe dönük kopyalarına ulaşmak halen çok zordur. Internet aynı konuda binlerce yere yönlendirir, seçim yapmaz, en doğru bilginin hangisi olduğunu veremez. Internet bir bilgi dağıdır eğer rehberiniz varsa bu dağa tırmanmak çok daha kolay olacaktır. Burada rehber kütüphanecilerdir. Okul kütüphanecilerin görevi bu bilgi dağına tırmanan öğrencilere yol göstermektir. Kütüphaneciler, öğrencilerin doğru bilimsel, açık, standart bilgiye ulaşmalarını sağlar.

Bir öğrencinin gözüyle okul kütüphanesi:
• Okul ödevlerimi yaparken zamandan tasarruf sağlar.

• Zamanında ödevimi tamamlamama yardımcı olur.
• Ödevimi yaparken güzel bir çalışma ortamı yaratır.
• Bilgiyi kullanırken güçlü ve zayıf yönlerimi öğrenmeme yardımcı olur.
• Etrafımda dönen dünya hakkında fikir verir.
• Çeşitli fikirler üretirken güvenli bir ortam sağlar.
• Amaçlarımı ve planlarımı oluşturmada yardımcı olur

Sonuç olarak; eğitimi destekleyen kütüphaneler yoksa ya da onların kolleksiyonu öğrencilerin kendilerini geliştirecek, onların başarılarını destekleyecek nitelikte değilse, insanların okuma yazma becerilerini geliştirmeleri ve araştırma ve geliştirmeye katkılarını beklemek güçtür.

Ülkemizde bir tarafta hala yazı yazmak için daktilo bulamayan, katalog kayıtlarının ilkel yollarla çoğaltıldığı okul kütüphaneleri bulunurken, diğer tarafta en yeni teknolojileri uygulayan ve internet aracılığıyla dünyanın herhangi bir yerindeki bilgi merkeziyle bağlantı kurabilen okul kütüphanelerini beraber yaşıyoruz. Dileğimiz ve hayalimiz ülkemizin bütün illerinde, ilçelerinde ve köylerinde modern, teknik donanıma sahip okullar ve okul kütüphaneleri görebilmektir.

Gönderen ky 0 yorum var

Miniature World

29 Ocak 2007

Miniturk'e gidenlere-gitmeyenlere önerimdir. Net ortamında benzer bir çalışmayı görmek isterseniz Buradan buyurun. Miniature World. Kanadalı miniacı amcalarımız boş durmayıp birde sanal ortamda tur hazırlamışlar. İyide etmişler. Doğrusu bu karda kışta kim gezecekti oraları.
Bizdeki Miniaturk benzeri birçok park var dünyada ilginizi çekebileceği ihtimaliyle...

Gönderen ky 0 yorum var

Tatil ve Kitap 1

28 Ocak 2007












Martı
Richard Bach
Dünya gençliğine en çok tavsiye edilen kitapların başında gelir kendileri. Bende es geçmek istemedim. Bir martının kendini aşma azmi, özünü bulma çabası. Mutlaka okunmalı.

Dinle Küçük Adam
Wilhelm Reich
İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin hikayesi. Bir tokat gibi gelecek, bugüne kadar bize öğretilenlere. Ezberi bozacak. Herşeyi sorgulatacak bir kitap.

Shibumi
Trevanian
Macera kitabı desem olmayacak. Felsefe desem ya da biraz uzakdoğu hiç olmaz. Roman kahramanı nikko'yu tanıdıkça, kendinizi ondan alıkoyamayacaksınız.

Demian
Hermann Hesse
Tam anlamıyla bir gençlik ve öğrencilik romanı. Kendini ve benliğini bulmaya çalışan Sinclair'in hikayesi

Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim
Joanne Greenberg
Bir akıl hastalığı romanı ya da başka bir deyişle toplumun yerleşik değer yargılarına
çarpıcı bir eleştiri.


Gönderen ky 0 yorum var

Tatil ve Kitap 2








.
İstanbul'da bir Zürafa
Sunay Akın
Bindik bir alamete gidiyoz kıyamete lafını duymuşsunuzdur. Peki binilen afetin ne olduğunu biliyor musunuz? Yandaki resmdeki hayvanın bununla bir alakası olmasın. Sunay Akın mükemmel anlatımıyla, hayatımızın her anına malolmuş hayvanların hikayesi.

Momo
Michael Ende
Masal okumakta nereden çıktı demeyin. Bu masal başka masal. Ya da başka bir söylemle yetişkinlere masallar. Kahramanımız MOMO, zaman hırsızına karşı mücadele ediyor. Oldukça naif bir hikaye. Hem oldukça ideal bir kış okuması.

Beyaz Kale
Orhan Pamuk
Bir çırpıda okunulacak kitaplardan. Aramızda tarihi sevenler varsa şiddetle öneririm. Hem Orhan Pamuk'u da yakından tanımış oluruz. Derler ki bu kitabı okumadan yazarın diğer kitapları anlaşılmazmış.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Ahmed Hamdi Tanpınar
Türk Edebiyatının en önemli kitaplarından. Nasıl olsa edebiyat öğretmeniniz bir gün bahsedecekti. Ben önce davranayım dedim.

Berci Kristin Çöp Masalları
Latife Tekin
Bizi anlatıyor. Göçümüzü. Nasıl bu kente tutumduğumuzu. Bu kenti kendi dilimizce nasıl yorumladığımızı.

Gönderen ky 0 yorum var

Kitaplar Hakkında

İlk defa yeni bir kitap okumaktansa, okunmuş bir kitabı tekrar okumak daha yararlıdır. (Lord Dudley)
İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır. (Francis Bacon)
Kitaplıklar aklin tedavi yerleridir. (Scilus)
Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır. (Carlyle)
Kitap ruhun ilacıdır. (Japon Atasözü)
Bir tek kitap yazmak için yarim kitaplık eser okunmalıdır. (Samuel Johnson)
Bir insanın değeri okuduğu kitaplarla ölçülür. (Herbert Spencer)
Bir insana okuma aşkı ve onu tatmin edecek kitap verin; emin olun ki bu adam mutlu olacaktır. (Sir John Herschell)
Kitaplar insanların yolunu aydınlatır. (Çin atasözü)
Kitap aklin ilacıdır. (Ovidius)
Okula her şey yapabilirsiniz, ama okulun kitaplığı yoksa, hiçbir şey yapmamış olursunuz. (j. ferry)
Bütün boş zamanınızı gazeteye bağlamayın. ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitapları okuyun. (dale carnegie)
Ulusları ilerleten, yükselten zengin kitaplardır. (anatole france)
Yabani uluslar dışındaki her ülke kitaplar tarafından yönetilir. (voltaire)
Yasalar ölür kitaplar ölmez. (bulwer – lytton)
Yaşayan insan zekası, ölmüş insanlarla en iyi ilgiyi kitaplarla kurar. (bouee)
Hiçbir iyi kitap birdenbire gerçek yüzünü göstermez. (caryle)
Mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim. (horace)
Kitap tek ölümsüzlüktür. (rusuf chodte)
Kitapsız yaşam kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır. (Seneca)
Kitap seyahatten başka bir şey olmayan yaşamda en iyi silahtır. montaigne)
Kitaplar zekanın çocuklarıdır. (jonathan swift)
Kitaplar yaşadıkça geçmiş diye bir şey olmayacaktır. (bulwer – lytton)
Kitaplar uygarlığın önderliğini yapan ışıklardır. (roosevelt)
Tanrım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver. (konfüçyüs)
Kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır. (william shakespeare)
Kitaplar hiç solmayacak bitkilerdir. (herrik)
Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir. (carlyle)
Kitaplar düşüncelerin mezarlarıdır. (longfellow)
Kitaplar kaybolmuş kafaların anıtlarıdır. (sir william davenant)
Kitaplardan daha iyi bir yol arkadaşı bilmiyorum. (h.fletcher)
Ben kitaplarımı yaratmadan kitaplarım beni yarattılar. (montaigne)
Bir ulusun en değerli hazinesi, onu yükselten yayınıdır. (churchill)
Bir kitap en iyi arkadaştır. bugün için ve ebediyen… (m. f. tupper)
Kitapları süs olarak dolap içinde tutmanın hiçbir değeri yoktur; çünkü o zaman kitapla diğer eşyalar arasında bir ayırım yapamayız. (john k. bangs)
Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynidir: ateş, nem, zaman ve içindekiler. (paul alery)
İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur. (balzac)
Bazılarının yaşaması yeryüzüne bir yüktür, ama iyi bir kitap, usta bir kafanın yaşamdan sonraki Yaşam için mumyalanmış bir hazine gibi saklanmış en değerli yaşam öğesidir. (john milton)
Kitaplar benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. çünkü ikiyüzlülük etmeden, bana görevlerimi anımsatırlar. (alphonse daudet)
Kitapların kapaklarını öperim. hiç değilse kapaklar isteseler bile kitapların içine bakamazlar. (william cawper)
Kitapların yakıldığı yerde insanlar da yakılır. (heinrich heine)
Kitaplarda her zaman kendimizi buluruz. yine de her seferinde okuduğumuzda hayran kalıp Yazarını deha olarak adlandırmamız ne tuhaftır. (thomas mann)
Otuz yaşına gelinceye kadar kitapları sevmeyen, sonraları da onları anlayacak kadar sevmeyecektir. (Clarendon)
Eğer bizi yaşamaya ve daha büyük bir susamışlıkla içmeye yöneltemiyorsa kitapların ne anlamı
var? (henry miller)
İyi kitabin övgüsü kendi içinde saklıdır. (alman atasözü)
Kitaplar çoğunlukla kitabi yazan kimselerin en iyi duygularını, en doğru düşüncelerini, en sağlam kanılarını, en temiz umut ve ülkülerini taşırlar. (victor hugo)
Yedi eski kitap kafa kafaya verirse, mutlaka bir yenisi doğar. (alman atasözü)
Okuduğunuz bir yapıt sizi fikren yükseltir, içinizi doldurursa onun hakkında hüküm vermek için
başka bir kural aramayınız; yapıt iyidir ve usta elinden çıkmıştır. (la bruyére)
Size en çok yardim eden kitaplar, sizi en çok düşündüren kitaplardır. (teodor walker)
Okuduğun kitabin sana egemen olmasına izin verme, sen ona egemen ol. (george christaph
lichtenberg)
Kitaplar insanlara çoğunlukla kendi talihlerini açmak için yetenek aşılarlar. (anonim)
Kitapları iki gruba ayırmak mümkündür: günün kitapları ve her zamanın kitapları. (ruskin)
Kitapların kendi kaderleri vardır. (teretianus maurus)
Kitapsız büyüyen çocuk, susuz büyüyen ağaca benzer. (çin atasözü)
Yatmadan önce okuyabileceğiniz iyi bir kitap ya da dergiye sahip olduğunuzu bilmek zevklerin en büyüğüdür. (v. nabokov)
Bal suyu tatlıdır, şeker iyidir; ama kitabin tadı ikisinden de iyidir. (kiril – turof psikoposu)
Kitap dolu bir kitaplık, bir bilim adamına en güzel bir bahçeden daha güzeldir. (yehuda ben tibbon)
Aslında her kitap yalnızca yazarın dostları ve sevdikleri için yazılmış. (goethe)
Tek kitaplı insandan kork. (Latin atasözü)
Her devrin kitabi vardır. (arap atasözü)
Kitabın görüntüsü yürekten üzüntüyü kovar. (Fas atasözü)
İyi kitap kendini över. (alman atasözü)
Bütün kitaplarımı severim; sevmeseydim yazmazdım. (aziz nesin)
Kitaplık kurmak, tapınak yapmak kadar kutsaldır. (victor hugo)
Kitaplar da dostlar gibi az, fakat iyi seçilmiş olmalıdırlar. (jonerianna)
İyi bir kitap bir hazineye benzer; sıkıntılı zamanlarda onun yerine geçer. (halig)
Kitaplar sessiz öğretmenlerdir. (gellius)
Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen uluslar, yıkılmaya mahkumdurlar. (ovidius)
Kitaplar kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve akli, dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır. (maksim gorki)
Bir insani öldüren, tanri’nin aynası, akil sahibi bir yaratığı öldürmüş olur; ama aklin ürünü olan kitabi yok eden, aklin kendisini yok etmiş olur. (john milton)

Gönderen ky 1 yorum var

Bus Stop

21 Ocak 2007

Otobüs durakları önemli yerler. Boşuna değil reklam sektörünün işgaline uğraması. Her ne tüketmemiz gerekiyorsa oradan bitamam bize öğretilmesi. Sanırım istanbuldaki otobüs durakları sadece bu organizasyon için düzenlenmiş. Estetikten yoksunluk bir yana. Sözümona bekleme yerleri değilde "reklam yüklenme yerleri" haline getirilmiş.

Oysa beklemek, her ne beklenirse beklensin donatılmış bir etkinliktir. Bu bir de hiç tanımadığınız insanlarla aynı anda, aynı şeyi bekliyor şeklindeyse ; artık bir dışavurumdur. Böylece ortaya çıkar koca kentin kimliği.
Yandaki resimde sovyetler birliği zamanında yapılmış otobüs duraklarından biri görünüyor. Sanırım kırsal alan için düzenlenmiş. Yörenin motifleri sergileniyor bir şekilde. Belli, bir kaygı var. Çokça modern görünmese de, birazdan birtanıdığınızla karşılaşıp sarmaş dolaş olacağınız izlenimi veriyor. Sovyetlerdeki otobüs duraklarıyla ilgili başka örneklerde görmek istiyorsanız Cristopher Herwig adlı fotoğraf sanatçısını ziyaret etmeniz gerekecek.
Biri mutlaka yapmıştır nasıl olsa diyerek aklımdan birden bire geçen fikirden kurtuluyorum. -dünyanın bütün otobüs durakları- hatta bununla ilgili olarak bir blog bile oluşturulabilir. Yok olmadı bir sergi açılır belediyenin sergi salonunda. Yeter ki iyi bir şeyler ortaya koymak olsun derdimiz. İşte aşağıda bunun için bir başlangıç. Ne dersiniz?

Gönderen ky 1 yorum var

Flashearth

Bakın şu gireceğiniz sitede, net ortamında kullanabileceğiniz map (harita) programları bulunmakta. Online bir ortamda yükleme yapmaksızın kullanabilmek için oldukça ideal. İçlerinden en çok Nasa Terra'yı beğendiğimi de yeri gelmişken söyleyeyim. Terradan bakılırsa memleketin her tarafı kış kıyamet. Siz yine de aşağıdaki linki bir tıklayın. Deneyimle öğrenin durumu.


http://www.flashearth.com/

Gönderen ky 0 yorum var

Les Choristes

18 Ocak 2007

Dönem sonu geldi. Ne bende ne de çocuklarda öğrenme isteği kaldı. Bir an ince bitsin gözüyle bakılan yerdeyiz şimdilerde. Bunu kim öğrettiyse bize. Bu okulun geleneklerinde var sanırım. Son hafta ders yapılmıyor. Bu arada geleneklerin iyi birşey olmadığı yönünde kuşkularım artıyor. İyi halt ediyorum.
Durum bundan mütevellit olunca. Elden ne gelir? Çözüm arayışları içerisine girdim. rehberlik odasındaki projeksiyon ne güne duruyordu...

Zor olmadı seçmek filmi. Olsa olsa bu giderdi bir eğitim kurumunda. Zorlamalarla da olsa bir sınıfı salona tıkmayı başardık. Elbetteki sayın talebelerimizin hoşlarına gitmeyecek bir durumdu yaptığımız. Bir hayli karşı koyuşu, siz bana güvenin bir bildiğim olmasa size izlettirmem diyerek savuşturdum. İyi de etmişim doğrusu.

Çıkışta onların yüzünde, hüzünle mutluluğun karışarak ortaya çıkışını sessizce seyrettim. Pek bir keyif aldılar doğrusu. Bugün öğretmenlere bir suare yapacağız. Onları mutlu edebilersek gerisi kolay. Artık okulun tümüne izlettiririz filmi. Film mi bir şekilde bulun izleyin eğitimle uzaktan yakından alakanız varsa. Ki bu kaçınılmazdır. Mutlaka seyredin. Hatta edinin. Bir bildiğim varki tavsiye ediyoruz değil mi?

Son dönem fransız filmleri içerisinde yırtınmadan kotarılmış yegane filmdir kendileri.

Gönderen ky 0 yorum var

30 Things I Hate About Youtube...

17 Ocak 2007

Mahremiyet bilmez. Davetsiz misafirdir. İzinsiz gösteridir. Narsisttir. Bayağıdır. Cahil işidir. Kalitesizdir. Arsızdır. Kabadır nezaket bilmez. Ucuzdur. Altkültür oluşturur. Vakit kaybıdır. Sapkındır. İfşacıdır. Tehdittir. Rezildir. Hak ihlalidir. Spam yuvasıdır. Bağımlılık yapar. Sorumsuzdur. Pornografiktir. Pazardır. İşgüzardır. Röntgencidir. Tüketim çılgınlığıdır. Viraldir her konuşmada adı geçer. Kıytırıktır. Özedoyumdur. Google satın almıştır. Türkiye'de eğitimin bittiği son aşamadır.

Gönderen ky 1 yorum var